köpek sevgisi işte böyle bir şey !

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

köpek sevgisi işte böyle bir şey !

Mesaj tarafından asumut Bir Paz Kas. 04, 2007 1:11 am

günümüzde köpek sevgisini anlatmak için bu yazıyı koyuyorum ...
köpeğini deliler gibi seven bir hayvanseverin köpeğini kaybettikten sonra yazdıkları Sad((

Orada çubuk yiyor musun kıymalı böreğim?

1 Mart 2003. Diğer günler gibi başlayan, sıradan bir Cumartesi sabahı. Akşam arkadaşlarımıza yemeğe davetliydik. Mutfakta Çerkez tavuğu yapıyordum ve sen benim kara gölgem, bir parça koparırım düşüncesiyle yatmış, bekliyordun. Zaten seni ne zaman evde yalnız bırakacak olsam, erkenden bir vicdan azabıyla sarmalanır ve gittiğim yerde de rahatım kaçardı, ta ki yeniden eve dönene, ta ki yeniden sen üzerime atlayana dek… Bu erken inen vicdan azabıyla sana, cüssene layık bir haşlanmış tavuk parçası fırlattım. Normalde her türlü yemeği havada yakalayan sen, az ilerine düşmüş parçaya koklayarak yaklaştın. Önce anlamadım ne olduğunu. Aklıma gelir miydi kör olabileceğin? Birkaç denemeden sonra şüphelenmeye başlasam da “Yok canım. Ne ilgisi var?” diye söyleniyordum bir yandan. Salona koştum hemen. Bütün oyuncaklarını sağa sola atıp durdum, getirmen için. Ama koşmuyordun. Burnun halıya yapışık, kokularının izini sürerek buluyordun onları. Sesimin geldiği yere odaklanamayan gözlerle bakarken; tedirginliğin, fark edilmemesi olanaksız bir boyuttaydı. Çıldırmış gibiydim, o an dünya üzerinde hiçbir şey kalmamıştı önemini koruyan.

Meğer o sabah, ardından gelecek acı yüklü günlerin bir başlangıcıymış Sarpişkom, bebeğim, kıymalı böreğim, kara böceğim, çıttırığım… Her zaman gittiğimiz klinikte aldık soluğu. Bir virüsten kaynaklanabilecek bir sorun nedeniyle, karaciğer enzim değerlerinin normalin çok dışına çıktığını ve bunun da göz tansiyonunu yükselterek, körlüğe yol açtığını söylediler. İnandım bebeğim!.. Geçici olabilir, şu an için bir şey diyemeyiz, bekleyip görmek lazım, dediler. Serum, göz damlası, antibiyotik ve ilaçlardan ve bunlar yetmezmiş gibi ağır bir diyetten oluşan bir tedavi süreci başladı.

Annen ve baban olarak; ben ve Recep hayatımızın ilk ortak acısını yaşıyorduk. Sana serum verildiğinde, ikimiz vardık başında. Hiç halin yoktu. Sana sürekli “Sevdan bir ateş oldu bende…” şarkısını mırıldanıyordum. Üç yıl boyunca seni sakinleştirdiğine inandığım bu şarkıyı bir gün bu koşullarda söyleyeceğim aklıma gelir miydi? Yine işe yarıyor muydu bu şarkı; sakinleşiyor muydun yoksa halin mi yoktu da öylece yatıyordun, bilmiyorum.
Günler geçiyor ve enzim değerlerin bir gün düzelir görünürken ertesinde yeniden allak bullak oluyordu. Mantığım almıyordu. Ne olduğunu anlayamıyordum. Klinikte çalışan hekimler de ne yazıktır ki (!) benim kadar şaşkındılar. Daha fazla vakit kaybetmeden seni Veteriner Fakültesi'ne götürdük. Üçümüz birlikte içeri girdik. Sen görmediğin için ve halsizliğinden dolayı yalpalayarak yürüyordun. Bir ara yanımızdan hasta bir kedi geçti. Gösterebildiğin tek tepki, burun deliklerinin büyümesiydi. Hekim, seni gördüğü an yaptı yorumunu: Kanser! Ben aylardır seni “şişko göbişim” diye severken, sen meğerse kanser olmuşsun be yavrum! Lenf kanseri olmuşsun da, bir de o kanser yayılmış, karnında büyük bir kitle oluşturmuş. Ben de onu sevmişim aylarca “şişko göbiş” diye. Herhangi bir şüpheye düşmemizi gerektirmeyecek kadar sağlıklı görünüyor olman bir yana, ben bu aptallığı nasıl yapabildim? Recep ve ben ya da bu işin eğitimini almış olan, her iki ayda bir aşı için düzenli olarak gittiğimiz klinikteki hekim(!) fark edebilseydi seni kurtarabilir miydik? Seni belki de yaşamdan erken aldığımız için bizi affedebilecek misin Sarp?

Ne yapmalıydık? Fakülte hekiminin önerilerine kulak asmayıp tedaviye mi başlamalıydık her şeye inat, yoksa senin acı çekmeni mi beklemeliydik? Ya da acı çekmeni beklemeden seni uyutmalı mıydık; erken çıkacağın o yolculuğa uğurlamak ve bir an önce huzura kavuşmanı sağlamak için. O günlerde, yüzüne bakamadığım o günlerde, bunları konuşurken, Recep’i hayatımda ilk defa ağlarken gördüm, o da en az benim kadar çaresizliğin sıkışmışlığındaydı.

Tam yirmi altı gün sonra… 26 Mart 2003. Sabahın henüz uykuda olduğumuz çok erken bir vakti. Kapı çalındı. Normal zamanlarında, ayrıca hasta olduğun o yirmi altı günlük dönemde bile, kapı çalındığında havlardın, bize haber, gelene gözdağı vermek için. Recep kalktı ve kapıyı açmak üzere gitti. Bir gariplik var bu işte, diyorum gözlerim hala yarı kapalıyken, Sarp neden havlamıyor? O an, yataktan fırladım. Ve seni gördüm aşk böceğim … Pes etmiştin, hareketsiz, öylece yatıyordun kapının önünde. Nasıl öldün bebeğim? Ölürken neler yaptın? Canın çok mu yandı bilmiyorum. Bunların hiçbirini bilmediğim için beni affedebilecek misin kuşum? Daha henüz soğumamış bedenine sarılmış ve her zaman yaptığım gibi popunu öperken bunun hayatımın en güzel bölümüne inen bir demir perde olduğunu ve bundan sonra hiçbir şeyin aynı olmayacağını fark edememişim.
Böylelikle anneminkinden sonra asla ziyaret edemeyeceğim bir mezar daha oldu hayatımda. Dağıldım be Sarp! Üç yılda bırakılır gidilir mi insan? Bana bunca şey öğretmişken ve ben iyi bir öğrenci olma yolunda ilerlerken bırakıp da gidilir mi? Hayatla barışık değilim, bilirsin. Özellikle de insanlarla. Sen bende, içimdeki varlığından şüphelendiğim bir sevgi çekmecesi açtın. Küçüktü ama büyüleyiciydi. Bana aslında sevmeye ne kadar ihtiyacım olduğunu hatırlattın aşk böreğim. Umursamazlığımın aslında şiddetli bir umarsızlıktan olduğunu fark etmemi sağladın. Seninle toparlamaya başlıyordum bir şeyleri yeni yeni… Sen gittin ve ben de gittim Sarp.

Sakinleştiriciler desteğiyle ve çatlamış bir yürekle savruldum durdum. Boşluk.. Ağlamadan duramıyordum. Biliyorsun ki; benim bütün ölülerim vicdan azabımdır!

Sonra… Sonra bir gece rüyamda seni gördüm. Yere oturmuş seni okşuyorum. Derken ileriden biri sesleniyor. “Sarp! Buraya gel, haydi, gidiyoruz!” başımı kaldırıyorum. Sesin sahibi: Annem. Elinde senin kayışını tutuyor. Göz göze geldiğimiz o an bana diyor ki; “Harap ettin kendini. Artık ona ben bakacağım, gözün arkada kalmasın. Ama bana söz ver, kendini toplayacak ve ağlamaya son vereceksin!” Ve o an sen yanımdan ayrılıp, koşarak annemin yanına gidiyorsun.

Şimdi annemle beraber misin oğlum? Annem çok korkardı köpeklerden ama senin sayende atlatmıştır. Sakın bana yaptığın gibi onun üstüne de atlama, minicik bir kadındır o, devriliverir! Birbirinizi bol bol öpüp yalayın benim yerime olur mu? Annem seni sevdi mi? Çubuk veriyor mu sana? Bulutların üzerinde koşturuyor musunuz beraber?
Ve Bulut… Erkek kardeşin. Senden sonra, senin bir parçanı olsun, geri getirmek için bir ufaklık bulduk. Tesadüfler Tanrısı'nın yaptığı işe bak: Bulut 1 Mart tarihinde, senin gözlerinin görmez olduğu günde doğmuş. Bir Labrador, seninkilerin tam tersine tüyleri beyaz. Şimdi 2.5 yaşında. Senin resimlerinle dolu bir evde, kendine bir yer bulabilmek için çok uğraştı yavrucak. Defalarca geri götürmeyi düşündüm. Sonra, yapamadım. Belki dedim çekmeceye minik bir şey daha koyarız birlikte. Şimdi aynı oyunları onunla oynuyorum, aynı sokaklarda onunla yürüyorum. Sadece aynı kliniğe gitmiyoruz!

Önce sen ve şimdi Bulut. Siz nasıl varlıklarsınız ki; bunlar benim en yakınlarım dediğim insanlar bile pervasızca canımı yakmaya devam ederken, bugüne dek bir damla yaşın yüzümde kurumasına bile izin vermediniz. Senin o kocaman ve ıslak dilinin yerine, şimdi daha küçük ve daha kuru olan diliyle Bulut yalıyor yüzümü.. İnsanlar mı? Hiç ümitlenme; hep aynılar be oğlum, hep aynılar, aynı da kalacaklar. Bir değişiklik yok, hatta sanırım daha da kötüye gidiyorlar. Ben anladım ki; bu hayata sizler olmadan tutunamam artık, bu çok zor. Ve bu duyguyu ancak, hayatına sizlerden birini sokmuş olan bir insanın algılayabileceğini çok iyi biliyorum. Bana verdiğiniz bu güç için, beni böylesi karşılıksız sevdiğiniz için, sonsuz bağlılığınız için, ihtiyacım olan duygulara beni boğduğunuz için teşekkür ederim öncelikle sana ve şimdi de Bulut’a.

Aklın bende kalmasın e mi? Sen benim kıymalı böreğimsin. Bulut ise peynirli. Aramızda kalsın ama senin de bildiğin gibi; ben böreğin kıymalı olanını severim.
Bana yaşattığın her şey ve yeşerttiğin sevgi duygusu için teşekkür ederim Sarp.
Yaşayamadığın, artık günlerini Bulut’a gönder olur mu?
Ve lütfen, beni bağışla!
Seni çok seviyorum. Annemi öp benim için, onun narin bedenini çok yorma olur mu oyunlarınla?

asumut

Mesajlar : 38
Kayıt : 04 11 2007

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: köpek sevgisi işte böyle bir şey !

Mesaj tarafından Administrator Bir Paz Kas. 04, 2007 12:19 pm

Eline sağlık çok üzüldüm SadSadSad

Administrator
Yardımcı Admin
Yardımcı Admin

Mesajlar : 50
Kayıt : 01 11 2007

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: köpek sevgisi işte böyle bir şey !

Mesaj tarafından rapisyenstyle Bir Cuma Kas. 30, 2007 9:25 pm

ya kendimi koyuyorum we ağlıyorum sewgi aşk budur bende insanlardan uzaklaşmak için beslemeye başladım we aynı duyguları paylaşıyoruz...emeğine sağlık SadSadSadSad

rapisyenstyle

AkrepManda
Mesajlar : 20
Kayıt : 29 11 2007
Yaş : 23
: Neden Birbirimizi Öldürüyoruz Ki Biraz Beklesek Zaten Kendiliğimizden Öleceğiz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: köpek sevgisi işte böyle bir şey !

Mesaj tarafından Misafir Bir C.tesi Ara. 01, 2007 12:07 pm

Hayat sevinciyle kederiyle bir bütün haliyle değilmidir zaten,doğumlarla birlikte sevinir bounce ,büyüğüşünü seyredip hüzünlenir Neutral ,varlığıyla hayatı bir an olarak yaşrız,ve hiç bir şeyden habersiz beklerken azrailin kapıyı çalışı ile şaşkınlığa uğrar yıpranırız. Yaşam böyledir dostlarım önemli olan yaşanılan anıları yaşatabilmek bence...
Enzimsel aktivitenin farklılaşması bize karaciğeri akla getirir,heleki büyümüşse. İyice araştırılıp sebep analizi yapılmalı,diyeceğim ama ne yazık ki ''Geçmiş olsun '' Crying or Very sad sözümle bağdaşmayacağı için pek bir açıklama gereği duymuyorum.
Artık hep birlikteyiz,paylaşıp sorunlarımıza deva arayacağız.Son sözüm ise o beyaz (şampanya) renkli labradora iyi bakman,inan bana zaten cennetteki kara gölgende bunu isterdi çünki senin sevginle hayata tutundu Smile
Saygılar...

Misafir
Misafir

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: köpek sevgisi işte böyle bir şey !

Mesaj tarafından Ercin Bir Ptsi Mart 03, 2008 9:56 pm

işte budur ya bnmde vardı bir yavru labradorum simsiyah ve parlayan tüğleri yaşıtlarına göre büyük patileri kocaman dili...ancak 5 aylıak kadar besleyebildim...sora vicdansızın biri köpeğime araba ile çarptı ve arkasına bakmadan kaçtı Sad Sad Sad ....onun olece yerde hareketsiz yatışını ve azından kan gelişini unutamıyorum...halbuki onu taksi ezmesinden krtarmıştık daha yeni doğmuş ve yürüyemiyordu...ancak başka bir vicdansız geldi ve çarptı...3 ocak 2008 perşembe gününü aklımdan çıkaramıyorum...nerdesin çingenem benim... Sad Sad Sad Sad nerelerdensin aşkm bnm Sad Sad sana laik olmasakta bize laik olmaya çalışmak yanımıza yaklaşan yabancılara karşı duruşun..onların bize karşı yapabileceği herhangi şeylere karşı hazır olman ve tepki vemreni özledik...snnle kar altında çok az vakit geçirdik kar yağarken ve karların arasında koşmaya çalışırkenki halini özledim...okulumun çıkışında beni bekleyip beni gördüğünde deli gibi bana koşmanı ve milletin sana karşı saldırgan köpek bakışları altında gelip üzerime atlaman ve aslında ne kadar sıcak kanlı oldugunu göstermeni özledik...aşkım bnm snnle parkta oynamayı veterinerimeze doğru koşarak gitmeyi özledim sni patilerinden gıdıklamayı özledik...aşkım nerelerdesin seni çok özlüyoruz...

Erçin & Levend

Ercin

KoçKeçi
Mesajlar : 14
Kayıt : 03 03 2008
Yaş : 17
: ercn

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: köpek sevgisi işte böyle bir şey !

Mesaj tarafından alikaya Bir C.tesi Mart 08, 2008 5:19 pm

Ağladım bea Sad Sad Sad Sad Sad Sad Sad Sad Sad

alikaya

TeraziMaymun
Mesajlar : 5
Kayıt : 07 03 2008
Yaş : 16
: Çok Bıkarsan Hayattan 1 Mezarlığa Git Ölüler İyi Bilir Yaşamak Güzeldir

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz